MURİS MUVAZAASINDAN KAYNAKLANAN TAPU İPTALİ ve TESCİLİ DAVASI

(MİRAS BIRAKANIN ÖLMEDEN ÖNCE MİRASÇILARINDAN MAL KAÇIRMASI)

Bu makalemizde öncelikle muris muvazaasına ( miras bırakanın mirasçılarından mal kaçırması) ilişkin açıklamalar yer alacak olup; makalemizin devamında ise muris muvazaası nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası hakkında açıklamalara yer verilecektir.

Muris Muvazaası

Muvazaa; taraflar arasında gerçekleştirilen hukuki bir işlemin asıl amacı ile görünürdeki halinin farklı olması halidir. Başka bir değişle; taraflar arasında asıl olarak gerçekleştirilmek istenen hukuki bir işlemin; üçüncü kişileri aldatmak amacıyla farklı bir işlem gibi gösterilmesidir.

Muris muvazaası ise en sık görülen muvazaa türüdür. Muris (miras bırakan), mirasçılarından birinin veya bazılarının, diğer mirasçılarından daha fazla miras payına sahip olması veya mirasçılarının miras payından tamamıyla mahrum kalması vb. sebeplerle bu yola başvurmaktadır. Muris muvazaasının mevcudiyeti için aranacak olan unsurları kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Mirasçılardan mal kaçırma kastı
  • Görünürde gerçekleştirilen hukuki işlem (hileli işlem)
  • Asıl olarak gerçekleştirilmek istenen hukuki işlem (gizlenmek istenen işlem)
  • Muvazaalı işlemin tarafları arasında yapılan muvazaa anlaşması

Örnek verecek olursak, yaygın haliyle muris, aslında bağışladığı taşınmazını; satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı olarak tapuda devretmekte, yani gerçekte “bağış” olarak devretmiş olduğu mülkiyeti satış veya diğer hukuki işlemler ile maskeleyerek hileli bir işlem yapmaktadır. Burada murisin mirasçılarından mal kaçırma kastı bulunmakta ve muris taşınmazın mülkiyetini devredeceği kişi ile bu işlemin tapuda her ne kadar satış olarak görünse de aslında kendisine bağış yapıldığı hususunda anlaşmış bulunmaktadır. Dolayısıyla görünürdeki hileli işlem satış iken; asıl gerçekleştirilmek istenen işlem bağışlamadır.

Bu işlemlerde; görünürde yapılan işlem (verdiğimiz örnek gereğince taşınmaz satış işlemi) tarafların iradelerine aykırı olduğu için yani muvazaa nedeniyle kesin hükümsüz olmakta; asıl yapılmak istenen hukuki işlem olan bağışlama da şekle aykırılık nedeniyle geçersiz hale gelmektedir. “Bağışlama” burada gizli işlemdir ve gizli işlemlerin de geçerli olabilmeleri için aranan şartlara uygun olarak tesis edilmeleri gerekmektedir. Dolayısıyla taşınmaz mülkiyetinin bağışlama ile devredilmesi işleminin de resmi şekilde yani tapu memuru önünde işbu iradenin açıkça ortaya konulmasıyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde gerçekleştirilmediği için muvazaalı satış işleminin altında yatan bağışlama da geçersiz hale gelmektedir.

Tabi şunu da belirtmek gerekir ki; görünürdeki işlem hükümsüz olsa bile gizli olan işlemin geçerli olup olmaması hususu, söz konusu gizli işlemin niteliğine bağlıdır. Taşınmaz mülkiyetinin bağış yolu ile devredilebilmesi için aranan şart TMK madde 706’da belirtildiği üzere resmî şekilde düzenlenmiş olmalarıdır. Ancak gizli işlemin, başkaca bir hukuki işlem olması halinde aranacak şartlar da değişecektir. Burada taşınır mülkiyetinin devrini örnek vermek yerinde olacaktır. Taşınır malların mülkiyetinin devri için kanunda düzenlenmiş olan herhangi bir şekil şartı bulunmamaktadır. Dolayısıyla murisin taşınır bir malı bağışlama iradesini gizlemek için yapmış olduğu muvazaalı satış işleminde; hileli işlem olan “satış” geçersiz olacaktır. Taşınır mülkiyetinin devredilmesinde herhangi bir şekil şartı aranmadığından dolayı da taşınırın zilyetliğinin devri ile birlikte, bağışlanan taşınır malın mülkiyeti bağışlandığı kişiye geçecektir.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus şudur ki, muris muvazaasında yapılan hileli işlem (satış) ile birlikte asıl yapılmak istenen işlemin (bağış) de geçersiz olması halinde; taşımaz malın terekeden çıkmamış olacağıdır. Bu durumda yalnızca TMK madde 1025’te yer alan düzenleme gereğince “yolsuz tescilin düzeltilmesi davasının” açılması da mümkündür. İşbu dava saklı paylı olsun ya da olmasın tüm mirasçılar tarafından açılabilmektedir ve davada tanık delili dahil olmak üzere her türlü delille ispat mümkündür.

Muris Muvazaasından Kaynaklanan Tapu İptali ve Tescil Davası

Yukarıda da açıklamış olduğumuz üzere murisin mirasçılarından mal kaçırmak amacı ile yapmış olduğu taşınmaz mülkiyetinin devri işleminde, görünen hukuki işlem ile asıl yapılmak istenen hukuki işlemin farklı olması sonucunda tapuda yapılan devir işleminin iptali ve tescili talep edilebilmektedir.

Burada öncelikle belirlenmesi gereken husus ortada gerçek anlamda muris muvazaasının yani, murisin mirasçılarından gerçekten mal kaçırma gayesinin olup olmadığıdır. Zira muris tarafından yapılan tüm tasarrufların mirasçılarından mal kaçırmaya yönelik olduğu kabul edilemez. Bu iddiayı destekleyecek güçlü bulgulara gereksinim vardır. Buna ilişkin olarak da Yargıtay tarafından belirlenmiş birtakım kriterler aşağıda belirtilmiştir:

  • Murisin maddi açıdan taşınmazın satışına gereksinimi olup olmadığı
  • Satış bedelinin rayiç bedelden düşük olması
  • Murisin ölümünden çok kısa bir zaman önce tapuda satış işleminin gerçekleştirilmiş olması
  • Taşınmazı satın alan kişinin maddi imkanları
  • Aile içi ilişkiler
  • Toplum yapısı gereği erkek çocuklara mirastan daha fazla pay verilmesi veya kız çocuklarının mirastan hiç pay almaması
  • Yörenin veya bölgenin kültürel ve sosyal yapısı
  • Murisin bakım sözleşmesi yapmış olması halinde, bakıma ihtiyacının olup olmaması
  • Her olayın kendine özgü olağan koşullarının değerlendirilmesi

Saymış olduğumuz kriterler sınırlayıcı nitelikte olmamakla birlikte; her durumun mevcut koşullarının özel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Davanın Görülmesinde Görevli ve Yetkili Mahkeme

Muris muvazaasından kaynaklanan tapu iptali ve tescili davasının görülmesinde görevli olan mahkeme; HMK madde 2’de yer alan “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ….ilişkin davaların görülmesinde yetkili olan mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir” düzenlemesi gereğince Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Davanın görülmesinde yetkili olan mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemeleridir. Bu husus da HMK madde 12/1’de ” Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.” şeklinde düzenlenmiştir. Her ne kadar HMK madde 11/1’de sayılan hallerde ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemelerinin yetkili olduğu belirtilmişse de taşınmazlara ilişkin davalarda yetkili olan mahkemelerin taşınmazın bulunduğu yer mahkemeleri olduğu madde 12’de kesin olarak belirtilmiştir. Davanın birden fazla taşınmaz hakkında açılacak olması halinde ise HMK madde 12/3 gereğince; taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesi diğer taşınmazlar hakkında da yetkili olabilecektir.

Davacı/lar Kimlerdir?

İşbu davayı murisin saklı paylı olsun ya da olmasın tüm mirasçıları açabilmektedir. Mirasçılar kavramı; yasal, atanmış ve evlatlık olanlar da dahil olmak üzere tüm mirasçıları ifade etmektedir. Mirası reddeden, mirastan feragat eden veya mirasçılıktan çıkarılmış olan kimselerin ise bu davayı ikame etme hakları bulunmamaktadır.

Mirasçıların her biri, mevcut tapunun iptali ile kendi payına düşen kısmın tescilini tek başına talep etme hakkını haizdir. Yani mirasçılar arasında zorunlu bir dava arkadaşlığı bulunmamaktadır. Bu nedenle de mirasçılardan sadece biri bile mevcut tapunun iptali ve tesciline karar verilmesini talep edebilir. Terekenin iştirak halinde olmasının da burada bir etkisi yoktur. Davayı açan mirasçının, diğer mirasçıların onayına veya iştirakine ihtiyacı bulunmamaktadır.

Ancak tapunun iptali ile birlikte davacı mirasçının; kendisine düşen pay oranında tescil yapılmasını değil de; taşınmazın terekeye iade edilmesini talep etmesi halinde davayı açan mirasçının dışında kalan diğer tüm mirasçıların da onayının alınması gerekmektedir. Aksi halde ise davaya temsilci ile devam edilmesi gerekecektir.

Murisin ölümü ile birlikte mirasçı sıfatını kazanan herkesin işbu davayı ikame etme hakkı vardır. Yani yalnızca muvazaalı işlemin yapıldığı sırada mirasçı olanlar değil, nihai olarak miras bırakanın ölümüyle mirasçı olan herkes bu davayı açabilmektedir. Sonuç itibariyle terekeden kaçırılmış olan mallar tüm mirasçıların miras haklarının zarara uğramasına neden olmaktadır.

Davalı/lar Kimlerdir?

İşbu davanın davalısı; murisin taşınmazı muvazaalı olarak devretmiş olduğu, yani tapuda malik olarak görünen kişi veya kişilerdir. Taşınmazı satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi vb. şekilde muvazaalı işlemle devralan kişinin, taşınmazı üçüncü bir kişiye devretmesi de söz konusu olabilmektedir. Bu durumda, muris ile önceki malik arasındaki muvazaalı işlemi biliyorsa taşınmazın devredildiği üçüncü kişi de davalı olabilecektir. Üçüncü kişi her ne kadar ilk işlem olan muvazaalı sözleşmenin tarafı olmasa da; daha sonra kendisine yapılan mülkiyet devrinin, mirastan mal kaçırma amacıyla yapıldığını bilerek, yani muvazaalı işlemi yapanlarla işbirliği içinde kötüniyetli olarak dava konusu taşınmazın mülkiyetini devraldığı için bu davanın davalısı olabilmektedir. Davalı/lar gerçek kişi/ler olabileceği gibi tüzel kişi/ler de olabilecektir. Örneğin yine muvazaalı olarak taşınmazı devralan bir şirket de bu davada davalı durumundadır.

Dava Açma Süresi Nedir?

Kanunda düzenlenmiş herhangi bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Dolayısıyla işbu dava, süre sınırı olmaksızın ve tabi ki murisin ölmüş olması kaydı ile her zaman ikame edilebilmektedir. Muris hayatta iken malları üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma yetkisi vardır ve bunun müstakbel mirasçılar tarafından önlenebilmesi veya yaptığı işlemlere karşı dava açılabilmesi mümkün değildir.

Tenkis Davası ile Muvazaaya Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası Bağlantısı Nedir?

Burada anılan davalar, farklı dava türleri olsalar da her ikisi de terekeye ilişkindir. Bu nedenle de herhangi bir hak kaybının yaşanmasına sebebiyet verilmesinden kaçınmak amacıyla uygulamada; bazen terditli olarak bazen de ayrı bir dava şeklinde açılabilmektedirler.

Terditli olarak açılan davalarda; öncelikle tapu iptali ve tescil talep edilmekte, bunun mümkün olmaması halinde ise davanın tenkis davası olarak görülmesi ve saklı paya tecavüz edilen kısmın tenkisine karar verilmesi talep edilmektedir. Diğer halde ise tapu iptali ve tescil davası açılmakta akabinde ise tenkis davası da açılmaktadır. Uygulamada davaların birleştirilmesi veya bir davanın diğerinden önce sonuçlanması da söz konusu olabilmektedir.

Davalar Arasındaki Ortak Yönler
  • Her iki dava, murisin terekesinde yapmış olduğu tasarruflara ilişkindir.
  • Mirasçılardan her biri tek başına bu davaları açabilmektedir. Diğer mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı olmadığı gibi diğer mirasçıların onayının alınması da aranmamaktadır.
Davalar Arasındaki Farklı Yönler 
  • Tenkis davası yalnızca saklı paylı mirasçılar tarafından açılabilir (saklı paylı mirasçılar TMK madde 505’te belirtilmiştir). Tapu iptali ve tescil davası; yasal, atanmış tüm mirasçılar ile evlatlıklar tarafından da açılabilir.
  • Tenkis davasında, muris tarafından gerçekleştirilen hukuki işlem gerçek iradenin ortaya konulduğu bir işlemdir, hileli olarak görünürde yapılan ve gerçekte yapılmak istenen iki farklı hukuki işlem yoktur. Bu nedenle de yapılan hukuki işlem geçerlidir. Burada saklı paylarının tecavüze uğradığını iddia eden mirasçılar payları oranında tenkis talep etmektedirler. Tapu iptali ve tescil davasında ise, yukarıda da açıklamış olduğumuz üzere hileli ve asıl olmak üzere muvazaalı olarak gerçekleştirilen iki farklı işlem vardır ve bunlardan hileli olan işlem hükümsüzken asıl yapılmak istenen hukuki işlem niteliğine göre geçerli veya geçersiz olmaktadır. 
  • Tenkis davasının açılması süreye tabidir. TMK madde 571’de işbu süreler düzenlenmiştir. Tapu iptali ve tescili davasının açılması ise herhangi bir süreye tabi değildir, bu dava her zaman ikame edilebilir.

Görüleceği üzere iki dava aslında birbirinden oldukça farklıdır. Bu nedenle iki ayrı dava olarak açıldıklarında, birinin kabul edilmesi diğer davanın görülmesindeki hukuki yararı ortadan kaldırmaktadır. Tenkis davasının kabul edilmesi halinde yapılan hukuki işlem geçerli kabul edilmiş olacak ve bu da muvazaanın yokluğunun kabulü anlamına gelecektir. Muris muvazaasına dayanan tapu iptali ve tescil davası kabul edildiğinde ise; yapılan hukuki işlemin hileli olduğu kabul edilecek bu halde de tenkis talepli davaya devam edilmesinde hukuki bir yarar kalmayacaktır.

İspat Yükü Kimdedir?

İspat yükü, muvazaalı işlemin varlığına dayanarak dava açmış olan mirasçıdadır. Davacının iddiasını ispatlaması gerekmektedir. Bunun için de davacı konumunda olan mirasçı her türlü delile başvurabilmektedir. Burada mirasçıların, miras bırakanın yapmış olduğu muvazaa anlaşmasının tarafı olarak kabul edilmesi tabiatıyla mümkün olmadığından mirasçılar üçüncü kişi konumundadırlar ve HMK’da senede karşı tanıkla ispat yasağı düzenlenmişse de; HMK madde 203/d’ de; hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddialarının, senetle ispat zorunluluğunun istisnası olduğu belirtildiğinden burada 3. kişi konumunda olan mirasçılar tarafından tanık da dahil her türlü delile başvurulması mümkündür.

Muris muvazaasına dayalı davalar oldukça teknik ve de derin hukuki bilgi gerektiren davalar olup, mutlaka bu konuda uzlanmış, alanında yetkin iyi bir avukattan destek alınması gerekmektedir. Aksi taktirde bu davaların açılması için devlete ödenen yüksek dava harçları, davanın kaybedilmesi halinde ödenecek olan karşı taraf vekalet ücreti ve de en önemlisi zaman kaybı; neticede maddi ve manevi kayıplara yol açacaktır. Hak aramaya çalışılırken; mağdur olunmaması için profesyonel bir hukuki destek alınmasını tavsiye ederiz.

Kaynak : Av. Burak Temizer- Burak Temizer Hukuk Bürosu- Nişantaşı Şişli İstanbul

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir